Türkiye’de Çocuk Suçluluğunda Öncü Çalışmalar (1930-1954)

ÇOCUK SUÇLULUĞU VE MAĞDURİYETİ SEMPOZYUMU
Mayıs 27-28, 2010 – Diyarbakır, Türkiye

Değerli Konuklar,

Burada ülkemizin geleceğini konuşmak için toplandık. Her söylenecek söz, yapılacak öneri altın değerinde. Çünkü bugünkü çocuklara bakarak, yarın ülkemizin nasıl bir ekonomik-sosyal yaşamı olacağını tahmin edebiliriz. Orta afrika ülkelerinde eline silah verilmiş çocukların fotoğraflarını gördükçe içimiz cız ediyor. Neden ? Çünkü onların büyüyünce de bu gücü ellerinden bırakamayacaklarını, kıydıkları canların onları duyarsızlaştıracağını ve vahşileştireceğini biliyoruz. Yarın onlarla birlikte yaşayacağımız dünyanın asla güvenli olmayacağını da biliyoruz.

İşte onun için çocuk suçluluğu olgusunu bugün önleyemezsek, yarın daha da artan oranda yetişkin suçluluğu ile karşılaşacağız demektir.

Önlemenin ilk adımı anlamaktan geçmektedir. Bunun için, hem uygulayacıların, basının ve sanatçıların gözlemlerinden yararlanmalıyız; hem de araştırmacıların ortaya koyduğu bilimsel verilerden. Bu sempozyumu, bilim yoluyla anlama çabası olarak görüyor ve çok önemsiyorum.

İkinci Dünya Savaşı sonrası ile günümüz büyük benzerlikler göstermektedir. İki dünya savaşı ama özellikle ikincisi, çocuklara büyük acılar getirmiştir. Büyük Sanayi Devrimi’nde, çocuk işçilerin insafsızca ezilmesine tanık olan dünya, bu kez çocuklarının ölümüne, sakat kalmasına ve yetim kalmasına tanık olmuştur. Bu yük toplum vicdanınca kaldırılamaz boyutlardadır.

Bugün ise, aynı tablo, Irak’ta, Afganistan’da, Filistin’de, Sudan’da, Kongo’da daha bir çok yerde tekrarlanmaktadır. Bu kıyımlarda, ölen ve sakat kalan çocukların sayısı, dünya savaşılarındakini çoktan aşmıştır.

Her iki dönemde de, kazançlı çıkan ülkeler aynıdır. Bunlar emperyalist ülkelerdir. Onları geçmişte sömürgecilikleri ile tanıyoruz. İşte bugün, dünün sömürge olan ülkelerinde, insanları birbirine kırdırıyorlar ve yine çocuklar katlediliyor, sakat ve yetim kalıyorlar. Açlık, umutsuzluk ve eğitimsizlik bir girdap gibi onları içine çekiyor.

Çocukların asker yapıldığına; maden ocaklarında çalıştırıldığına; pranga ile tezgahlara bağlandığına; pornografi malzemesi yapıldığına; alınıp satıldığına kiralandığına tanık oluyoruz.

Küreselleşmenin hedefi çocuklardır. Çünkü çocukları istediğiniz gibi şekillendirebilirsizin bu BİR. İstediğiniz gibi kullanabilirsiniz, bu İKİ. Suç işletirken bile masum görüntüsüyle karşınızdakini aldatabilirsiniz bu ÜÇ. En önemlisi, onu içine soktuğunuz “değerler” sistemiyle birlikte, bu pisliği, yarına da taşıtırsınız, bu DÖRT.

Dünya’nın, çocuk suçluluğu ile 20.yüzyılın ilk yıllarından başlayarak ilgilendiğini görmekteyiz. En çok da, Dünya Savaşları sorunuyla birlikte alevlendiği ve ilginin doruğa yükseldiği ortaya çıkmaktadır. Ülkemizde de Cumhuriyet’le birlikte, onun çocuk konusundaki duyarlılığının da katkısıyla çocuk suçluluğu ile ilgilenmeye başlandığını görmekteyiz.

İlk kez Sulhi Dönmezer ve Reşat Tesal, “savaşın genel olarak suçluluğu özel olarak çocuk suçluluğunu arttırdığı” değerlendirmesini dile getirmişlerdir. Dönmezer, çocuk suçluluğunun savaş dönemlerinde iki evre gösterdiğini, ilk evresinde suçluluğun azaldığını ve ikinci evresinde ise arttığını belirtmektedir. Fransa’da ekonomik buhranın da etkisiyle 1938’den 1942’ye kadar suçluların sayısı 21.400’den 35.000’e yükselmiş; nüfusun % 7,3’ünü oluşturan 21 yaş altı çocuklar, genel suçluluğun %26’sını oluşturur hale gelmiştir. Reşat Tesal, savaş dönemlerinde çocuklarca yapılan hırsızlıkların farklı bir gözlükle değerlendirilmesi gerektiğini söylemektedir.

Türkiye’de çocuk suçluluğu ile ilgili ilk çalışmalar 1930 yılı başlarına dayanır. Bunun temel nedenini, Prof.Dr.Sulhi Dönmezer, o tarihe kadar suç istatistiklerinin tutulmuyor olmasına bağlamaktadır. Türkiye’de ilk kez 1935 yılında suç istatistikleri tutulmaya başlanmıştır.

Ülkemizde 1939-1954 yılları arasında, çocuk suçluluğu, üzerinde çok durulan ceza konularından biri olmuştur. Suça iten sosyal etmenler üzerindeki çalışmaların başlangıcı hem dünyada ve hem de ülkemizde, hükümlü çocukların incelenmesine dayanmaktadır.

Bu dönemde, beş büyük alan araştırmasından söz edilir (1):

  • 1931 yılında cezaevlerinde 732 suçlu çocuk üzerinde, çocuk ruh hastalıkları üzmanı Hilmi A.Malik tarafından bir araştırma gerçekleştirilmiştir.
  • 1943 yılında İstanbul ve Üsküdar Cezaevlerinde, Prof.Dr.Sulhi Dönmezer’in, 124 küçük hükümlü üzerinde bir araştırması olmuştur.
  • 1946 yılında İstanbul’da 9 cezaevi ve 112 çocuk; Ankara’da o dönemin tek çocuk islahevinde 163 hükümlü çocukla anket yapılmıştır.
  • 1953 yılında Adalet Bakanlığı’nın isteği üzerine İstanbul Üniversitesi’nce gerçekleştirilen çalışmada 974 suçlu çocukla görüşmeler yapılmıştır.
  • 1954 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde, Türkiye çapında, 36 cezaevinde, 21 yaşın altında 158 suçlu çocuk ile görüşülmüştür.

Bütün bu çalışmalar, o dönemde, kamuoyunun, bürokrasinin ve akademik çevrelerin çocuk suçluluğuna verdiği önemin bir kanıtıdır. Bu çalışmalarda varılan sonuçları şöyle özetleyebiliriz :

  • Toplum, çocuk suçluluğunda, büyük suçluluğuna oranla daha ağır bir sorumluluk hissi içindedir.
  • Büyük suçluluğu, çocuk suçluluğunu beslemektedir. Çünkü geçmişteki olumsuz izlenimler, suçluluğu besler.
  • Suçlu, bunu bir alışkanlık haline getirdikten sonra, kötü yoldan çevirmek zordur. Onun için koruyucu hizmet ve ilk aşama çok önemlidir.

1945’lerde çocuk suçlarının dağılımı, sıklık sırasıyla şöyledir : adam öldürme, ırza geçme-kız kaçırma-zina, müessir fiil ya da müessir fiil sonucu ölüme sebebiyet. Öldürme suçlarının nedenleri ise şöyledir : Şeref-namus kurtarma, arazi ihtilafı, gayrimenkule tecavüz, kan gütme… Çocuk suçluların, suçu işledikleri yer % 73 oranında köyler olarak görülmektedir.

Çocuk suçluluğu, 1950’lerde olduğu gibi bundan 60 yıl sonra bugün de önemini korumaktadır. Bu gidişle, bir 60 yıl sonra da “çocuk suçluluğu” olgusuna tanık olunacak. Ne yapacağız? Nasıl bu çıkmazdan kurtulacağız ? Çocuklarımızı bir an unuttuk, kendimizi, yarınlarımızı nasıl kurtaracağız.

Bakalım II.Dünya Savaşı cehenneminden insanlık nasıl çıkmış. Milletler birleşmişler ve şöyle kararlar almışlar :

  1. Barış korunmalıdır.
  2. İnsan haklarına saygı gösterilmelidir.
  3. Bireyler ve uluslar arasında eşitlik sağlanmalıdır.
  4. Adalet ve hukuka saygı gösterilmelidir.
  5. Demokrasi ve özgürlük içinde ekonomik ve sosyal refah yayılmalıdır.

Yine bu dönemde, “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” yaklaşımı sorgulanmaya başlanmış ve tarihin sayfalarına gömülmüştür. Bugün de gömmeliyiz. Yine bu dönemde, sosyal devlet ve sosyal politikalar yüceltilmiştir. Bugün de yüceltmeliyiz. İnsanları, varolma-yaşama tutunabilme mücadelesi vermek zorunda bırakmadan, onlara insanca yaşayacak, kendini geliştirecek ve topluma katkı verecek denli huzura kavuşturmalıyız. O zaman ne çocuk suçluluğu kalır; ne de yarın korkusu.

KAYNAKÇA :
(1) Fişek A.G., Cuciner C.U., Akpınar T. : Çocuk Suçluluğu’nda Öncü Çalışmalar ve İki Doktora Tezi (Dr. Hicri Fişek ve Dr. Naci Şensoy)” – Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 57 Sayı 2 Yıl: 2008.

İlk Yayın : “Türkiye’de Çocuk Suçluluğu Konusunda Öncü Çalışmalar”, Suça Sürüklenen ve Mağdur Çocuklar Uluslararası Sempozyumu (Dicle Üniversitesi, SEHÇK Genel Müdürlüğü, Diyarbakır Valiliği, 27 Mayıs 2010, Diyarbakır)