İş Tanımı, İş Tarihçesi ve İş Sağlığı Takımı

Bir sihirli değnek olsa, bir dokunuşta işyeri ortamını sağlıklı ve güvenli kılsa, işçileri tüm kuralları bilen ve uygulayan “kul”lar yapsa..

Böyle bir şey olanaksız. Ama “sihir” diye bir şeyin yeryüzünde olmamasından, işçilerin de “kul” olmamasından dolayı değil..

Bu boş bir hayaldir. Çünkü yaşamın bir mücadele olduğunu, değişikliğin birdenbire değil, sürekli bir deneyim birikimi ile ortaya çıkar(t)ıldığını yadsımaktadır.

İşyerlerinde tüm önlemleri aldığımızı sandığımız zaman kesitinde bile, dinamizmi gereği, yepyeni bir olgu karşımıza çıkabilir. Bu yeni olgu, örneğin, yeni satın alınan bir kimyasal madde (solvent) olabileceği gibi, yeni işe alınan bir işçi de olabilir.

İşverenin “işyeri ortamını sağlıklı ve güvenli koşullarda tutma yükümlülüğü”ne yardımcı olan “takım”ın oyuncuları, işyerindeki ve çevresindeki her yeni gelişime ve değişime duyarlı, hazırlıklı olmalıdırlar.

Bir Soru: 15 yıllık bir işçi, çeşitli yakınmalarla doktora çıkıyor. Acaba bu yakınmalar mesleksel mi? Nasıl anlayacağız?

İşçi sağlığının babası Ramazzini yol gösteriyor: “Hemen mesleğini sorun”. Demekki, işçinin, önce bir “iş tanımı”nın olması gerek.

İşçi sağlığı iş güvenliğinin olmazsa olmaz koşullarından biri “iş tanımı”dır. İşçinin hangi işi yaptığı, görev sınırlarının neler olduğunun bilinmeli ki “işin onun sağlığına” ve hem de “onun işe” elverişliliği aranabilsin. Hasta işçilere, yaptığı iş sorulsun ki, yapılan muayenede sağlık yakınmalarının, yaptığı iş ile iş ortamı ile bir ilgisinin olup olmadığı ortaya çıkarılabilsin.

İş tanımı önemlidir. “İş tanımı”na bakılmaksızın sağlık muayenesi yapılması, hekimi, sağlam-sakat ayırımına götürür. Bu koşullarda hekim, bir işi yapabilecek konumda olsa bile sakat işçiyi işe alamaz; çünkü, iş tanımı belirli olmadığı için, işyerinde, sakat işçiye, o işin dışında işler de yaptırılabilir; sağlığı ise yalnızca o işe elvermektedir. İşe girişte yalnızca sağlam-sakat diye insanların ikiye ayırılması, insan hakları belgelerine ve “işçi sağlığı iş güvenliğinin temel ilkeleri”ne aykırıdır. Aynı konu, kadın işçiler için de geçerlidir. Kadınların hamilelik dönemlerinde ya da ağır-tehlikeli işler tüzüğüne göre yapabilecekleri-yapamayacakları işler vardır. Hasta olup da tedavi altında tutulan işçilerin de özel durumları vardır. Alınan bazı ilaçlarla, işyeri ortamında sunuk kalınan bir takım kimyasallar, vücutta etkileşime girmekte ve birbirlerinin etkilerini arttırmakta, değiştirmekte ya da azaltmaktadır.1

Demekki, yalnızca “iş”in tanımlanması yetmemektedir. “İşçi”lerin, özürlülük, hastalık, hamilelik vs gibi özel konumlarının da “iş-sağlık” ilişkisinde gözönünde tutulması gerekir.

En az bunlar kadar önemli olan aynı zamanda “iş çevresinin de tanımlanması”dır. Sağlık sorunları araştırılan işçinin, iş-sağlık durumu ilintisinin kurulmasında “iş”in yapıldığı yerde başka başka işlerin yapılıyor olması, işçinin “farklı” işlerden kaynaklanan risklere de sunuk (maruz) kalmasına olanak vermektedir. Bu durumda, iş tanımı ile yetinilemez ve işyeri ortamındaki tüm tehlikelerin tanınması, en az “iş tanımı” kadar önemlidir. İş çevresinin tanımlanması işi, mutlaka endüstri hijyenisti ya da iş güvenliği uzmanı olarak adlandırdığımız, bu konuda yetkinleşmiş bir teknik elemanca yapılmalıdır.

“İş tanımı”, “işin yapıldığı ortamın tanımlanması” da işçinin sağlık sorunlarının mesleksel olup olmadığını anlamamıza yetmemektedir. Bu işçinin daha önce çalıştığı işyerleri için de aynı tanımlamaların yapılmış olması gerekmektedir. Bugünkü sağlık sorunlarının, 10 yıl önce çalıştığı bir işten veya işyerinden kaynaklanıyor olması, hiç de akıl dışı değildir. Ohalde, durumu değerlendirilen işçinin, daha önce yaptığı işler ve bu işleri yaptığı ortamların da ayrıntılı soruşturulması ve bilinmesi gereklidir (Bu, “iş tarihçesi” olarak nitelenmektedir).

Bütün bu bilinmezlerin, uygun inceleme yöntemleri ile ortaya çıkarılması ve uygun kayıt yöntemleri ile saklanması gerekir. Yoksa, kanıtlanamayan “mesleksel” olma savı, “çevre kirlenmesi”ne yorularak, “işçi-işveren” ilişkisinin dışına çıkarılabilir. Çünkü meslek hastalıklarına yol açan bir çok etmen bugün çevreye verilerek, genel toplum için de tehdit oluşturmaya başlamıştır. Demekki çok titiz bir çabayla, işçinin sağlık yakınmaları ile işi arasında bir ilgi gösterilmeye çalışılmalı; bundan bir sonuç alınamazsa, büyüteç, “çevre”ye döndürülmelidir.

Meslek hastalıkları, hemen çıkabildiği gibi, yıllarca sonra da ortaya çıkabilir. Dolayısıyla işçilerin, yaşamlarının çeşitli dönemlerinde karşılaştıkları risklerin bilinmesi ve kaydedilmesi gerekir. Çünkü “uzun zaman diliminde ortaya çıkan meslek hastalığı kuşkusu” olan bir işçi, daha önce çalıştığı işyerleri, çalışma ortamı ve üretimde kullanılan tehlikeli maddeler yönünden değerlendirilmelidir. Bunun için de hem işyeri kayıtlarının ve hem de Çalışma Bakanlığı İş Teftişi kayıtlarının çok düzenli olması ve belgelenerek saklanması (gerektiğinde kullanıma sunulması) gerekir.

Her işçinin, işe girişte “iş tanımı” istenmeli;ayrıntılı iş tarihçesi alınmalı; 2 ve bu çalışma, mutlaka bir hekim tarafından yapılmalıdır. Bu dosya hazırlandıktan sonra, işçinin her sağlık yakınmasını değerlendiren (vizite yapan) hekimin önüne bu dosya, tekrar tekrar sürülmelidir.

Hekim dosyayı incelemeli, yakınmaları dinlemeli, muayene bulgularını saptamalı.. Bütün bunların sonunda, hastalığın mesleksel olup olmadığını ortaya koymalıdır.

Bir Soru: Hastahanelerde hekimlerin yükleri ortada. Bu söylenenlerin gerçekleşmesi, “boş bir hayal” olmuyor mu?

Hiç kuşkusuz, hastahanelerdeki yoğun poliklinik temposu içinde bir hekimin, önüne gelen her işçi için yukarıda andığımız “dosya”yı hazırlamasına olanak yoktur. Değil hazırlamak, incelemeye de olanağı yoktur.

Yukarıda anlattığımız yöntemin, günlük yaşamda uygulanabilirliği, ilk basamak sağlık örgütlenmesine, gözlerin çevrilmesi ile sağlanmaktadır. Bu bakımdan işyeri hekimlikleri önem kazanmaktadır.

“İş hekimliği” alanında yetkinleşmiş olan işyeri hekimleri, işçileri için meslek tarihçesini (girip çıktığı işler ve buralarda sunuk kaldığı tehlikeler) çıkarmalıdır. Kendisine her gelişlerinde, işçilere, yeterli süre ayırarak, “meslek tarihçeleri”(dün), “iş tanımları” (bugün) ile sağlık yakınmaları arasında bir ilgiyi aramalıdır. Eğer meslek hastalığından kuşkulanıyorsa, kendi değerlendirmelerini ve işçinin “iş-işyeri ortamı tanımı” ile “meslek tarihçesi”nin özetini içeren bir “sevk” notunu sözkonusu dosyayla birlikte hastahane hekimine göndermelidir.

O işyerinde yıllanan bir hekim ise, işçilerin çoğunu ve özgeçmişlerini kolayca anımsayabilecektir. Bu da, hem “iş-sağlık” bağlantısında hatalarını en aza indirecek; hem de çalışmalara hız kazandırabilecektir.

Bu ayrıntılı değerlendirmenin, her vizite kağıdında açılacak özel bir bölüme de özetlenmesi önkoşul sayılmalıdır. Nasıl, vizite kağıtlarına , işçinin adı, prim ödeme gün sayısı ve miktarları yazılıyorsa; bunlardan çok daha önemli olan, “İş tanımı”, “işyeri ortam değerlendirmesi” ve “iş tarihçeleri” de işlenmelidir.

Bir işçinin girdiği her işyerinde bu incelemeler yapılmalıdır; ister küçük işyeri olsun, ister büyük… İşçinin çıraklık döneminden yetişkin işçiliğine kadar tüm “iş yaşamı” bilgileri, böylece biraraya getirilebilir.

Bir Soru : Böylesi bir çalışmanın, herhangi bir işyerinde başarıya ulaşması için hangi koşullar gereklidir?

Eğer, çocuk, ilk kez çalışmaya o işyerinde başlamış olsa ve yıllarca da o işyerinden başka işyerinde çalışmamış olsa; işyerinde her türlü işyeri ortamı değerlendirmeleri ve sağlık kontrolları gerçekleştirilmiş olsa; böylesi bir çalışma büyük çapta başarıya ulaştırılabilir. Ama bu büyük bir olasılıkla böyle olmamaktadır. Bir işyerinde, küçük yaşta çalışmaya başlayanlar, parmakla sayılacak kadar az olmaktadır. Demekki, daha önce başka işyerinde çalışmış olan işçilerde de, eski işlerindeki “iş tanımı”, “işyeri ortam değerlendirilmesi”ne gerek vardır. Bu “eski” işyerlerinde de, işçi sağlığı iş güvenliği ile ilgili titiz çalışmalar yürütülmüş olmalı ve kayıtlar titizlikle tutulmuş olmalıdır.

İşçilerde görülen meslek hastalıklarının ortaya çıkarılmasının bir takım oyunu olduğu ve her işyerinde bu “takım”ın bulunmasının bir insan hakkı ve işverene yükümlülüklerini yerine getirebilmesi için “yardımcı” olduğu görülmektedir.

Bir işçi, yaşamı boyunca girdiği her işte ve her işyerinde bu “iş sağlığı takımı” ile karşılaşmalıdır. Meslek hastalıklarının -özellikle de uzun sürede ortaya çıkanların- saptanmasında, takım oyunu ve izlemenin rolü çok büyük. “Takım oyunu” dediğimiz zaman, hem o işyerindeki, hem de işçinin “iş değişiklikleri” nedeniyle çalışma olasılığı olan tüm işyerlerindeki, farklı mesleksel kökenden gelenlerin birarada çalışmasını kastediyoruz.

Titiz bir değerlendirme çalışması, etkin bir iletişim ağı ve izleme işlevi, meslek hastalıklarının yaptığı hasarı sıfıra yaklaştırabilir.

Bu çerçeve içinde uygulama geliştirılmaya başlandığında, çalışmalar sürerken yasal eksikler gündeme gelmeye başlayacaktır.

Bugün ülkemizde, bu konuda, dört noktada yasal eksik vardır:

  1. Her işyerinin çalışma ortamını değerlendirmek, geliştirmek vb amaçlarla endüstri hijyenisti ya da iş güvenliği mühendisi çalıştırma yükümlülüğü getirilmelidir. Gerekirse bunun için, işyerlerini “ortak güvenlik birimi” kurma ya da kurulana katılma yönüne gidebilirler.
  2. 50’den az işçi çalıştıran işyerlerinin ortaklaşa hekim-hemşire ve iş güvenliği uzmanı bulundurma yükümlülüğü getirilmelidir.
  3. ve daha çok işçi çalıştıran işyerlerinin hekim tutma yükümlülüklerinin, işyerlerinin “gönüllü birliktelikleri” ile güçlendirilmesi ve “ortak bir potadan çıkarılması” olanağı getirilmelidir.
  4. Aynı işte çalışamayacak konuma düşen işçinin, yeni bir iş alanına kaydırılması ve yeniden toplumsal yaşama kaydırılması güvenceye bağlanmalıdır.3Böylece hekimlerin, meslek hastalıklarının tanınması ve çalışamaz raporlarının verilmesindeki ikilemlerinin önüne geçilmiş olur.

Bütün bunlar ve daha başkaları, belirli bir süre sonra gerçekleşmiş olacak. Bize düşen süreyi kısaltmak ve en az zararla “çağdaş uygarlık” normlarını yakala(t)maktır.

İlk Yayın : “İş Tanımı, İş Tarihçesi ve İş Sağlığı Takımı” – Fişek Sağlık Hizmetleri ve Araştırma Enstitüsü Yayını, Mart-Nisan 1996, Sayı 25.


 

1:Bakınız: Prof.Dr.Hakan Zengil, Prof.Dr.Z.Sevim Ercan: Fiziksel ve Kimyasal Çevre ile İlaç Etkileşimleri – Türk Tabipleri Birliği Yayını Ekim 1990.

2:Doç.Dr.A.Gürhan Fişek: Meslek Hastalıkları, Çalışma Ortamı Dergisi Sayı:4, s.10

3:Doç.Dr.A.Gürhan Fişek: Hedef – Çevre ve Meslek Hastalıkları, Petrol İş ‘93-’94 Yıllığı, İstanbul Nisan 1995