Çocuklar Çiçektir… Ya Çıraklar?

HEDEF

Çocuk dendiği zaman, gözümüzde, özenle bakılıp yetiştirilmesi gereken, çabuk kırılıveren bir çiçek canlanır.Çırak deyince de, elleri yüzü ve giysileri yağ-kir İçindeki büyümüş de küçülmüş ekmek tekneleri.

Toplumun çalışan çocuk olgusuna bakışındaki sakatlık, buradan başlıyor. Çocuk olgusuna verdiğimiz değeri ve önemi, çalışma yaşamına taşıyamamışız. Çünkü çocukların çalıştırılmasında bir kaçınılmazlık bir yazgı görüyoruz. Bu gerçekten kaçınılmaz bir olgu mu? Birilerinin yazgısı mı?

Çocukların erken yaşlarda çalışma yaşamında yeralması çok boyutlu bir olgudur. Kaçınılmaz değildir. Yazgı ise hiç değildir. Ancak, kolaycı bir yaklaşımla, sağlık ve sosyal gerekçelerle hemencecik yasaklanabilecek bir olgu da değildir.

Çocukların çalışma yaşamında yeralmaları, yalnızca kendileri ile ya da ailelerini ilgilendiren bireysel bir olay da değildir. Çünkü yol açtığı sorunlar ve sonuçlar yönünden bu ölçekleri aşmakta, ülke ölçeğinde, hatta uluslararası ölçekte sorunlara ve sonuçlara yol açmaktadır.

Konunun insan haklan belgeleri arasında yer bulması, çocuk hakları ile ilgili özgül (spesifik) bildirgeler çıkarılması ve çeşitli uluslararası örgütlerin gündemine girmesi boşuna değildir.

Her şeyden önce, 1919’dan sonra gittikçe yoğunluk kazanan insan hakları belgelerinde, çocuklara verilen önemin nedenini iyi sorgulamak gerekmektedir. 2000’li yılların çocuksuz çalışma yaşamına uyum sağlayabilmede, bu sorgulamanın yararlarını göreceğiz.

Öncelikli risk grupları saptanırken çocukların, neden çalışma yaşamına erken yaşlarda girmek zorunda kaldıklarının da irdelenmesi gerekmektedir. Bu, bizi, toplumsal gelir bölüşümündeki adaletsizliklere, eğitim sistemindeki yetersizliklere ve iş bulma olanaklarındaki kısıtlılıklara götürecektir.

Bugün çocuk emeğinin yaygın olarak kullanıldığı toplumlarda, çocuklar, erişkinlerle yanyana çalışmakta ve aynı sorunları paylaşmaktadırlar, işyerlerindeki karşılaşılan çeşitli etmenler, çocuklar kadar erişkin işçilerin de sağlığını bozmaktadır. Örneğin, üretim sırasında ortama çıkan hidroklorik asit, çocuğun olduğu gibi, erişkin işçinin de akciğerlerini zedelemektedir.

Demek ki, bu toplumlar henüz, çocuklar için özgül risk oluşturacak konulara eğilme fırsatına sahip değillerdir. O halde, çalışma yaşamındaki çocuğu korumaya yönelik her adım, aynı zamanda erişkin işçiler için de önemli yararlar sağlayabilecektir.

Öte yandan, çalışan çocuk olgusunu daha derinlemesine incelediğimiz zaman, bunun bir dizi itirafı içerdiğini görebiliriz. Birincisi, çıraklığın, bilimsel-teknik gelişmenin bugün ulaştığı düzeye karşın, ülkemizde varlığını sürdürmesi, teknolojik düzeyimizin geriliğinin bir itirafıdır. Bu kadarla da kalmıyor. Eğitimde de ekonomik yaşamda da eskimiş bir model olan çırak-kalfa-usta sistemiyle yapılan eğitim, 20-25 yıl sonrasının gereksinmelerini karşılamaktan uzaktır.

Gözlemler, işyerlerinin teknolojik sıçramalarına koşut olarak, çocuk işçilerin, eski teknolojileri kullanan işyerlerine doğru kaydıklarını ortaya koymaktadır. Bu sistemde yetiştirilen ve sayılan yüzbinlerle anlatılabilecek olan çırakların, yarın, küçük girişimci ya da İşçi olarak, yeni teknolojilere ayak uydurmakta zorlanacaktan ve ekonomik-teknolojik atılımlar için fren İşlevi yapacakları ortadadır. Bu fren İşlevlerini hem ekonomik olarak, hem de siyasal güç üzerinde baskı kurarak gerçekleştirmek İsteyeceklerdir. Bu, çıraklara yönelik bugünkü politikalarla, ülkenin yarınlarının da ipotek altına alındığını ortaya koymaktadır.

Bir diğeri ise, çıraklığın varlığının, sosyal devletin amaçlarına ulaşamadığının itirafıdır.

Çünkü çocukları çalışma yaşamına iten nedenlerin önde gelenleri, sosyal devletten beklentilerdir. Yapılan araştırmalar, çocukların meslek edinme ve ailesinin gelirine katkıda bulunmak kaygısıyla, çalışma yaşamına erken yaşta atıldıklarını ortaya çıkarmıştır. Örgün mesleki eğitim olanaklan ve eğitim-sonrası aynı meslekte iş bulma olanakları kısıtlıdır. Buna karşın, her iki olanağı çırak-usta sistemi birarada sunmaktadır. Öte yandan temel insan haklarında olan gereksinmeden kurtulma hakkının ülkemizde yaşama geçmemesi, ailenin tüm
bireylerini, yaşam kalitelerini yükseltmek için seferber olmaya itmektedir.

Çocuklar çalışma yaşamında, çağdaş toplumun getirdiği bir çok koruyucu mekanizmadan yoksun olarak
yeralmaktadırlar. Sendikalara üye olamamaktadırlar. Çıraklık ve Mesleki Eğitimi Yasası gereğince öğrenci olarak nitelenmektedirler. Dolayısıyla İşçiden sayılmamaktadırlar. Buna karşın, iş Yasası, 15 yaş altındaki çocukların çalıştırılmalarını yasaklamıştır. Haklarını savunacak özgül sorunlarını dile getirebilecekleri kendi örgütlerinden yoksundurlar. Çocukları, iş hukukunun koruyucu şemsiyesinden yararlandıracak olan iş denetiminin etkinliği azaltılmıştır. Her ne kadar Çıraklık ve Meslek Eğitimi Yasası’nda ve işverenlerle Milli Eğitim Bakanlığı arasında yapılan sözleşmelerde. Ağır ve Tehlikeli İşler Tüzüğü’nün ve diğer çalışma mevzuatının işverene getirdiği yükümlülüklerin devam ettiği belirtiliyorsa da, uygulamada ve denetimlerde, bunların üzerinde yeterince durulmamaktadır. İşçi Sendikaları, Çıraklık ve Meslek Eğitimi Yasası’nın getirdiği çeşitli katılımlı kurullarda yer almaktadırlar. Bugüne değin Konfederasyon düzeyinde de olsa, çıraktan konu alan bir uzmanlık komisyonu ya da İzleme bürosu kurulmamıştır. Buna karşın, kamuoyunu bu olguyla ilgili sendikaların görüşleri konusunda aydınlatan kampanyalara yönelinmemiştir. Bütün bunlar, işçi sendikalarının konuya önem vermediklerinin ve ağırlıkla eğilmediklerinin itirafıdır.

Çocukların erken yaşta çalışma yaşamını içinde yeralmalan, bu çocukların geldikleri ailelerin, henüz geleneksel kültür örüntüsünü aşamamış olduğunun da bir itirafıdır. Gerçekten de araştırmalar, çıraklar arasında kırsal kökenin ağır bastığını göstermektedir (1). Kente 6 yaşından sonra gelenlerde de kırsal kökenin etkisi ve erken yaşta çalışmaya başlama eğilimi görülmektedir. Yine çocuklar üzerine yapılan araştırmalar tarla ya da bahçedeki ürünün cinsi-ne bağlı olmakla birlikte, kırsal alanda çocukların 5-7 yaşlarında çalışmaya ( başladıklarını ortaya koymaktadır, yaşındaki çocuktan tek başına dağ da hayvanlan otlatması beklenmektedir.

Ana-baba ocağından ayrılarak mevsimlik işçi olarak gurbete çıkma yaşı ortalama 14.8’dir (2). Kırsal alandaki ilkokulların tatillerinin bile, salt çalışma mevsimine göre ayarlandığı ve kent ilkokullarında ayrı ilan edildiği unutulmamalıdır. Böylesi bir ortamda çocukların “yaşamlarını kurtarmak amacıyla sanayi kesiminde çalışmaya erken yaşta başlaması hiç yadırganmamalıdır.

Geleneksel kültür, örgün eğilimi kuruluşlarının yaygınlaşmadır bir dönemin ürünüdür. Çocuğun
sosyalleşmesinde çalışma yaşamını erken yaşta tanımasının, yaşamın gerçekleriyle karşılaşmasının önemli rolü olduğuna İnanılırdı. Bu geleneksel kültür örüntüsü, bugün de özellikle kırsal alanda etkisini sürdürmektedir.

Bugün kentsel alana baktığımız zaman, okul çağı çocuklarının iki temel grupta toplandığını görürüz.

Bunlardan birincisi, örgün eğitim kurumlarında okumalarını sürdürenlerdir, ikincisi ise, çıraklık eğitim merkezlerine devam eden-etmeyen ama tam zamanlı olarak çalışma yaşamında yeralan çocuklardır.

Bu çağ çocuklarını, çalışmayan-okuyan ve çalışan olarak ikiye ayırmak olanaksızdır. Çünkü, örgün eğitim kurumlarında okumalarını sürdürenlerin, eldeki araştırma verilerine göre yansından fazlası, okul dışı zamanlarda çalışmalarını sürdürmektedirler (1). Okul dışı zamanlarda sürdürülen bu çalışmalar da iki bölümde İncelenebilir. En büyük bölüm, yaz aylarında çalışanlardır. Hem okuyan hem de çalışanların yaklaşık beşte biri okulun açık olduğu dönemlerde de çalışmalarını sürdürmektedir., Sonuç olarak 7-17 yaş çocuklarının çok az bir bölümü çalışma yaşamından uzak katabilmektedir.

Kent yaşamında, üstelik de çalışma yaşamına atılmış olan çocuklarla, özel olarak İlgilenmek gerekmektedir.

Bunun nedenlerini şöyle sıralayabiliriz:

  1. Sağlık ve sosyal yönden toplumun en duyarlı kesimini oluşturmaktadırlar.
  2. Kalabalıklar halinde birliktedirler. Bu aynı zamanda onların dünyalarım da, gereksinmelerini de birbirine yaklaştırmaktadır.
  3. Özel sorunları vardır: 7-17 yaş döneminde, çocukların vücutlarında hormonal değişiklikler olur. Sosyal yaşantıya uyum sağlanmaya çalışılır. Erişkin yaşama hazırlık yapılır. Dolayısıyla, sorunlar çocuğu ruhsal” dalgalanmalara itecek denli çeşitlidir.
  4. Kentsel yaşamın karmaşıklığı onları etkilemekte ve onların kaygı düzeylerini (özellikle geleceğe ilişkin) yükseltmektedir.
  5. Çalışma yaşamında yer alma bu özel sorunların katlanmasına yol açmaktadır.
  6. Çocuklar, kendilerine sunulan hizmetler üzerinde baskı grubu etkisi, yapamamaktadırlar.

Ülkemizde, nüfus piramidi denilen ilk yaşa doğru gittikçe genişleyen ve ileri yaşlara doğru gidildikçe sivrilen nüfus tablosu, 1961’den bu yana büyük değişiklik gösterdi (Şekil 1, 2) (3).

Bütün engellemelere karşın, sosyalleştirilmiş sağlık hizmetleri, sağlık hizmetini herkes için ulaşılabilir kıldı ve toplumun sağlık düzeyini bir ölçüde yükseltti. Bütün yetersizliğine ve olayın bireyselleştirilmesi çabalarına karşın, nüfus planlaması çalışmaları, doğum hızını düşürdü. Bu durumda, piramidimizin karnı şişmeye ve sivri tepesi küntleşmeye başladı.

Bugün 7-17 yaş dilimindeki çocuklar, 1961’dekinden görece olarak daha önemli bir konumdadırlar. Bu da çocukluk ve gençlik çağındakilere yönelik sağlık ve sosyal hizmetlerinin sunuluş biçiminin tartışılmasını önemli kılmaktadır.

Ne yazık ki, hükümetler, bugüne değin, kentsel alanda, koruyucu ve tedavi edici sağlık hizmetlerini bütünleştirerek ele almış; hizmetleri tek elde toplamış; gereksinme duyulan en yüksek standartta, eşit, ulaşılabilir ve tüm toplumu kavrayan bir sağlık örgütlenmesini geliştirmiş değillerdir. Bunu elde “sağlık hizmetlerinin sosyalleştirilmesi” gibi elverişli bir yasal ortam bulunmasına karşın, gerçekleştirmemişlerdir.

Çalışma yaşamında yeralan çocuklara özgü sağlık (ve sosyal) sorunları tartışabilmenin ön koşulu, böylesi bir temel sağlık örgütlenmesidir. Hükümetler, bu tümelci ve temel sağlık örgütlenmesini, bir insan hakkı olarak görmemeyi sürdürürlerse, o zaman modelimize bir de, çocuklar İçin bu hizmetlerin verileceği biçimleri monte etmek gerekecektir. Ancak bu durumda ortaya çıkan sistem, verimsiz, hizmetlerde tekrarlan içeren, başta insangücü olmak üzere kaynakların israf edildiği bir sistem olur.

Artan kentleşme olgusu, kentlerde İnsanların, yaşlarına ve konumlarına göre, farklı farklı örgütlenmeler içinde ve yoğunluğu yüksek kümelenmelerin içinde çalışmalarını gerektirmiştir.

Kent insanına yönelik sağlık sosyal hizmetlerin planlanmasında, mutlaka bu kümelenmelerin gözönüne alınması, hizmete katılım ve hizmetin denetimi konularında bu örgütlülüklerden yararlanması zorunlu olmaktadır. Bu örgütlü topluluklardan biri de, öğrenciler ile çalışan çocuklardır. 7-17 yaş çocuklarına yönelik, sağlık hizmeti tümelci bir sağlık hizmeti ağı içinde kümenin özgül sorunlarını gözeten bu örgütlenme ile başarılı kılınabilir.

Çalışan çocuk kümesinin özel sorunları ile ilgilenirken mutlaka onların çalışma koşullarının da ele alınması gerekir. Çalışma koşullarından kaynaklanan kimyasal, fiziksel ve biyoloji zarar vericilerin yanında psiko-sosyal etmenlerin de çocukların sağlığını etkileyeceği unutulmamalıdır.

Çocukların çalışma yaşamı ile erken yaşta tanışmasının önlenmesi çağımızın bir gereğidir. Ama bunu sağlayabilmenin en temel koşulu da yine çağımızın bir gereği olan inşa haklarına saygıyı toplumda egemen kılmaktır. Ancak haklara saygılı bir toplum ortamında, çocukların erken yaşta işe girişmesine gerek kalmaz. Yine ancak bu ortamda, çocuklardan yararlanmayı düşünenlerin, bu düşünceleri engellenebilir.

Çocukların çalışma yaşamından uzaklaştırılması bir çok yönden toplumun çağdaş işletme ve örgütlenme biçimlerine kavuşmasında bir dönüm noktası oluşturabilecektir. Ama ülkemizin sosyo-ekonomik ve siyasal gerçekleri, henüz bu noktadan uzakta olduğumuzu düşündürmektedir.

Çocuklan çalışma yaşamından uzaklaştırana kadar geçecek süreç içinde, onların çalışma koşullarını
düzeltmek zorundayız. Bundan yalnızca çocuklar değil, yetişkinler de yararlanacaktır, insan haklarına saygılı bir toplum düzeni oluşturulmasından, yalnızca çocuklar değil, yetişkinler de yarar sağlayacaktır.

Bütün bunlar düşünüldüğünde, çırakların çalıştıkları ortamlan daha sağlıklı ve güvenli kılmak, toplumda devinim sağlayacak en uygun müdahale noktalarından biri olarak ortaya çıkmaktadır.

KAYNAKLAR:
(1) FİŞEK A.Gürhan: Çocuk İsçilerin Medi-ko Sosyal Sorunları Araştırması (1986) – MEA-WARDS
tarafından desteklenen çalışma- Yayınlanmamış araştırma verileri.
(2) FİŞEK A. Gürhan: Çalışma İçin Özgül Risk Faktörleri Araştırması (1985) – Dünya Sağlık Örgütü
tarafından desteklenen çalışma- Yayınlanmamış araştırma verileri.
(3) Devlet İstatistik Enstitüsü: Türkiye İstatistik Yıllığı 1990, s.44.

İlk Yayın : “Çocuklar Çiçektir.. Ya Çıraklar?!” Çalışma Ortamı Dergisi – Fişek Sağlık Hizmetleri Araştırma Enstitüsü Yayını, Mayıs-Haziran 1993 , Sayı 8.